Yağmurlu bir kasım sabahıydı, her sabah olduğu gibi uyanınca penceremi açtım.Her günkü gördüğüm manzaradan farklı bir şeyler vardı.Daha dikkatli bakınca ağaçların renklerinin değiştiğini,yapraklarının bir kısmının dökülmeye başladığını gördüm.
Etkilendim hemen fotoğraf makinemin olduğu odaya koştum.Makinenin bataryasını taktım,doluydu.Gittim pencereden bir kare çektim,hoşuma gitti.Fark ettim ki tam dört yıl aradan sonra deklanşöre basmıştım.Oturduğum evin kuzey cephesi ağaçların olduğu bir sokağa bakıyordu.Ben oraya arkabahçem diyordum.Betonarme yığını bir kentte birkaç ağaç bile insana bahçe gibi geliyordu.Birkaç kare çektikten sonra beynimde şimşekler çaktı… Neden arkabahçemdeki sonbaharı fotoğraflamayayım ki dedim kendi kendime.
Bugünden sonra arkabahçemdeki sonbaharı, yani yaşadığım evin,kentin çevresini fotoğraflamaya başladım güz boyunca.Zaten fotoğrafçının görevi yaşadığı çevreyi anlamaya çalışıp anlatmak değil midir? Sonbahar fotoğrafı çekmek için illaki Yedigöller’e tur mu düzenlemek lazım? Bazıları güzün renkleri en güzel orda parlıyor diyebilir fakat en güzel güzün ölçütü nedir? Öte yandan fotoğraf güzeli yakalama aracı mıdır? Neyse bunlar ayrı tartışmalar…Velhasılkelam bu çalışma uzaktaki sonbaharı değil yakındaki, hemen yanıbaşımızdaki sonbaharın görsel bir seçkisidir.
Çok güzel ellerine,emeğine ve güzel gören gözlerine sağlık
Teşekkür ederim canım
Harika fotoğraflar
Sağol Nes
Yazı çok güzel. Ama fotoğraflar yazıdan da güzel. Emeğinize sağlık hocam.
Sağolun hocam
Bayıldım. Emeğine sağlık
Sağol canım benim
Cok güzel kitaplar var bayıldım emeğine sağlık

Cok güzel emegine saglik bayıldım


Çok güzel anlar yakalamışsınız. Kutluyorum